Kekemelik Neden Olur? Tedavi Yöntemleri Nelerdir?

Kekemelik Nedir, Nasıl Yönetilir? Erken Müdahalenin Önemi ve Doğru Yaklaşım
Kekemelik, toplumda çoğu zaman yanlış anlaşılan ve hastalık olarak görülen bir konuşma sorunu olarak algılansa da uzmanlar bu durumun bir hastalık değil, bir semptom olduğunu vurgulamaktadır. Kekemelikle ilgili en kritik noktalardan biri ise erken dönemde doğru şekilde ele alınmasıdır. Alanında yetkin dil ve konuşma terapistleri, yalnızca bireye değil özellikle çocukluk döneminde aileye de rehberlik ederek kekemeliğin doğru iletişim yöntemleriyle yönetilebileceğini ifade etmektedir. Kekemelikle ilgili doğru bilgiye sahip olmak, hem bireyin hem de ailesinin süreci daha sağlıklı geçirmesini sağlar.
Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dil ve Konuşma Terapisi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ahmet Konrot, kekemelikle ilgili önemli değerlendirmelerde bulunarak bu konudaki yanlış inanışlara açıklık getirmektedir.
Kekemelik Neden Ortaya Çıkar?
Kekemeliğin bir hastalık değil, semptom olarak ele alınması gerektiğini belirten Prof. Dr. Ahmet Konrot, bu durumun psikolojiyle olan ilişkisine dikkat çekmektedir. Bilimsel literatür incelendiğinde kekemeliğin doğrudan bir psikolojik travmanın sonucu olduğuna dair kanıtlayıcı araştırmalar bulunmamaktadır. Aileler çoğu zaman kekemeliğin korku, ani bir travma ya da stresli bir olay sonrası başladığını düşünme eğilimindedir. Ancak eğer bu doğru olsaydı, benzer travmalar yaşayan çocukların büyük çoğunluğunda kekemelik görülmesi gerekirdi.
Bu durum, kekemelikle psikolojik etkenler arasında hiçbir ilişki olmadığı anlamına gelmez. Aksine, kekemeliğin uzun yıllar devam etmesi bireyin psikolojik durumunu olumsuz etkileyebilir. Kekemelik yaşayan bir öğrencinin bildiği halde sınıfta söz almaktan kaçınması, sosyal ortamlarda konuşmaktan çekinmesi ya da iletişim kurmaktan uzak durması, psikolojik etkilerin kekemelikten sonra ortaya çıktığını açıkça göstermektedir. Yani psikoloji çoğu zaman kekemeliğin nedeni değil, sonucu olarak karşımıza çıkmaktadır.
Kekemelik En Sık Hangi Yaşlarda Görülür?
Kekemelik vakalarının büyük bir kısmı çocukluk döneminde ortaya çıkmaktadır. Prof. Dr. Ahmet Konrot, uluslararası tanı sınıflandırmalarına göre kekemelik olgularının çok büyük bir bölümünün on yaşından önce başladığını ifade etmektedir. Kekemelik genellikle dil ve konuşma gelişiminin en hızlı olduğu iki ile beş yaş aralığında görülür. Bu dönem, çocuğun kelime dağarcığının hızla genişlediği ve cümle kurma becerisinin geliştiği bir süreçtir.
Ergenlik ya da yetişkinlik döneminde ortaya çıkan kekemelik ise oldukça nadirdir. Bu nedenle erken çocukluk döneminde gözlenen konuşma akıcılığı sorunları dikkatle takip edilmeli ve gerektiğinde uzman görüşü alınmalıdır.

İleri Yaşlarda Kekemelik Görülebilir mi?
İleri yaşlarda ortaya çıkan kekemelik davranışları iki ana grupta değerlendirilmektedir. İlk grupta, kökeni erken çocukluk dönemine dayanan ancak uzun süre fark edilmeyen ya da bastırılan kekemelik davranışları yer alır. Bazı bireyler çocukluk döneminde yaşadıkları kekemeliği terapiyle ya da kendiliğinden aşmış gibi görünse de ilerleyen yıllarda stresli dönemlerde bu belirtiler yeniden ortaya çıkabilir. Bazı kişiler ise kekemeliği gizlemeyi ve baskılamayı öğrenir, ancak yoğun stres altında bunu sürdürmekte zorlanabilir.
İkinci grupta ise sonradan edinilmiş kekemelik olguları bulunur. Kafa travmaları, inme, merkezi sinir sistemini etkileyen hastalıklar, beyin tümörleri, beyin ameliyatları ya da bazı ilaçların yan etkileri sonucunda beyinde meydana gelen fonksiyon bozuklukları kekemeliğe yol açabilir. Bu tür durumlar mutlaka nörolojik ve dil konuşma terapisi açısından birlikte değerlendirilmelidir.
Kekemelik Nasıl Geçer ve Erken Müdahale Neden Önemlidir?
Kekemelikte erken müdahale son derece belirleyici bir faktördür. Araştırmalar, gelişimsel kekemeliğin başladıktan sonraki altı ay ile iki yıl içerisinde kendiliğinden geçme ihtimalinin bulunduğunu göstermektedir. Ancak bu süreçte hiçbir yönlendirme yapılmaması ve kekemeliğin tamamen göz ardı edilmesi, sorunun kalıcı hale gelme riskini artırır.
Erken dönemde doğru şekilde yönetilmeyen kekemelik, ilerleyen yaşlarda inatçı bir forma dönüşebilir. Prof. Dr. Ahmet Konrot, kekemeliğe ne kadar erken müdahale edilirse sonuç almanın da o kadar hızlı ve etkili olacağını vurgulamaktadır. Bu sürecin mutlaka alanında bilgili ve klinik deneyimi olan dil ve konuşma terapistleri eşliğinde yürütülmesi gerektiğinin altını çizmektedir.
Kekemelik Tedavisi Nasıl Ele Alınır?
Kekemelik bir hastalık olmadığı için klasik anlamda bir tedaviden söz etmek her zaman doğru değildir. Daha doğru yaklaşım, kekemeliğin yönetilmesi ve bireyin bu durumla baş edebilme becerilerinin geliştirilmesidir. Kekemelik alanında çalışan terapistler, bireyin günlük yaşamında karşılaştığı durumlara özel çözümler üretir.
Özellikle çocukluk döneminde ailelerin rolü son derece büyüktür. Terapistler, aileye çocukla nasıl iletişim kurulması gerektiğini, konuşma sırasında nasıl davranılmasının faydalı olacağını ve hangi tutumlardan kaçınılması gerektiğini öğretir. Kekemelik terapisi, standart ve herkese aynı şekilde uygulanan bir süreç değildir. Her çocuk, her birey ve her aile farklıdır. Bu nedenle terapi süreci mutlaka bireye ve aileye özgü olarak planlanmalıdır.
Kekemelik Yönetilebilir Bir Durumdur
Kekemeliğin bir kader olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Ahmet Konrot, bu sürecin doğru yaklaşımla yönetilebileceğini ifade etmektedir. Kekemelikle baş etmek çoğu zaman sabır, emek ve süreklilik gerektirir. Zorlayıcı bir süreç olabilir ancak imkânsız değildir. Zamanında yapılan doğru müdahaleler ve bilinçli bir yaklaşım sayesinde kekemelik bireyin hayatını sınırlayan bir engel olmaktan çıkarılabilir.
Doğru destekle kekemelikle yaşamak değil, kekemeliği yöneterek özgüvenli bir iletişim kurmak mümkündür.















