Karantina Günlerinde Anksiyete ile Başa Çıkma Rehberi

Belirsizlikle Yaşamak: Zorunluluk, Kaygı ve Ruh Sağlığını Korumak
Ne kadar rahatsız edici olursa olsun, yaşamın iki yönlü bir yapısı olduğunu kabul ettiğimizde yaşadıklarımızı yalnızca görünen yüzüyle değil, arka planıyla da değerlendirme şansı elde ederiz. Hayat, çoğu zaman zıtlıklar üzerinden ilerler. Bizi zorlayan durumlar aynı zamanda farkındalık kazandırır, alışkanlıklarımızı sorgulatır ve iç dünyamızla temas etmemize vesile olur.
2020 yılına gelindiğinde modern insanın sözlüğünden neredeyse tamamen silinmiş bir kavram vardı: zorunda olmak. Hoşumuza gitmeyen her durumda özgürlüğümüzü öne sürer, istemediğimiz hiçbir şeyi yapmak zorunda olmadığımızı yüksek sesle dile getirirdik. Ta ki tüm dünyayı etkisi altına alan bir virüs ortaya çıkana kadar. Bu görünmez tehdit, herkese aynı cümleyi kurdu: Evde kalacaksınız ve buna mecbursunuz. Böylece bireysel özgürlük algımız, küresel bir zorunlulukla yeniden şekillendi.
Bu süreçle birlikte hayat, koronavirüs öncesi ve sonrası olarak ikiye ayrıldı. Zaman algımız değişti, iş yaşamımız evlere taşındı, sosyal statüler görünmez hale geldi. Zengin ya da fakir fark etmeksizin herkesin aynı eşofmanlarla ekran karşısında olduğu bir döneme girdik. Bu belirsizlik ve dönüşüm ortamında kaygı duygusunun artması kaçınılmazdı. Peki bu kaygıyla nasıl başa çıkabilirdik? Bu sorunun yanıtlarını Uzman Klinik Psikolog Gülçin Şenyuva’nın değerlendirmeleri ışığında ele alalım.
İzolasyonun Yarattığı Kaygıyla Nasıl Başa Çıkılır
İzolasyon kelime anlamı olarak ayırmak ve yalnızlaştırmak demektir. Ancak fiziksel olarak ayrı kalmak, duygusal olarak yalnız olmak zorunda olduğumuz anlamına gelmez. İnsan, kurduğu ilişkiler kadar güçlüdür. Bağların zayıflaması, kişide umutsuzluk ve çaresizlik hissini artırabilir ve yaşam kalitesini düşürebilir. Bu nedenle sevdiklerimizle temas halinde kalmak büyük önem taşır. Telefon görüşmeleri, mesajlaşmalar ve görüntülü konuşmalar kişinin yalnız olmadığını hissetmesini sağlar. Bu duygusal bağlar yalnızca ruh sağlığını değil, stres seviyesini düşürerek bağışıklık sistemini de olumlu yönde etkiler.

Hastalanma Korkusu Kontrol Edilebilir mi
Kendimizin ya da sevdiklerimizin hastalanacağı düşüncesi kaygı uyandırabilir. Bu son derece doğal ve hatta koruyucu bir duygudur. Kaygı, önlem almamızı ve kurallara uymamızı sağlar. Ancak belirli bir sınırı aştığında işlevini kaybeder ve yıkıcı bir hale gelir. Kaygıyı en çok besleyen unsurlar belirsizlik ve bilinmezliktir. Sürecin ne kadar süreceği, bizi nasıl etkileyeceği gibi sorular zihni sürekli meşgul eder. Bu noktada panik davranışlar ortaya çıkabilir. Gereğinden fazla alışveriş yapmak ya da istifleme eğilimine girmek, kaygının kontrol edilemediğinin göstergeleridir. Kaygının varlığı normaldir, ancak aşırıya kaçması da tamamen yok sayılması da sağlıklı değildir.
Kötü Senaryolarla Baş Etmenin Yolları
Hastalığın daha da yayılacağı ve durumun kontrolden çıkacağı düşüncesi zaman zaman herkesi etkisi altına alabilir. Böyle anlarda yaşanan korku ve endişenin yalnızca size ait olmadığını hatırlamak önemlidir. Bu süreci yaşayan tek kişi siz değilsiniz ve bu dönem sonsuza kadar sürmeyecek. Geçmişte olduğu gibi bu zorluk da bir gün geride kalacaktır. Bu gerçeği zihinde canlı tutmak, duygusal yükü hafifletir.
Sosyal Olarak İzole Olduğumuz Bu Dönemde Ruh Sağlığı Nasıl Korunur
Bu dönemde en önemli noktalardan biri, bilgiye ulaşırken seçici olmaktır. Güvenilir ve bilimsel kaynaklardan gelen bilgiler dikkate alınmalı, kulaktan dolma ya da abartılı içeriklerden uzak durulmalıdır. Sürekli haber takibi yapmak kaygıyı artırır. Bunun yerine gün içinde belirli zaman dilimlerinde bilgi almak ve kalan zamanı günlük yaşama ayırmak daha sağlıklıdır.
Kaygıyı yönetebilmenin en etkili yollarından biri meşgul olmaktır. Günlük rutinlerin sürdürülmesi, ev içi sorumlulukların ihmal edilmemesi kişiye kontrol hissi kazandırır. Düzenli uyku, sağlıklı beslenme ve ev ortamında yapılabilecek fiziksel aktiviteler hem beden hem zihin sağlığı için gereklidir. Aşırı kafein, alkol tüketimi ve kontrolsüz online alışveriş gibi davranışlardan kaçınmak da bu sürecin önemli parçalarındandır.
Evde keyif alınan aktivitelere yönelmek ruh halini olumlu yönde etkiler. Kitap okumak, el işi yapmak, ev düzenlemeleriyle ilgilenmek ya da aile bireyleriyle oyunlar oynamak zihni rahatlatır. Aile üyeleriyle duygusal temas kurmak, sarılmak ve birlikte vakit geçirmek güven duygusunu güçlendirir. Meditasyon, gevşeme ve farkındalık egzersizleri düzenli uygulandığında kaygı seviyesini düşürmede oldukça etkilidir.
Kontrol edilemeyen olasılıklara odaklanmak yerine, kişinin kendi kontrol alanına giren davranışlara yönelmesi gerekir. En kötü ihtimali sürekli düşünmek yerine, yaşanan sürecin hem zorlayıcı hem de öğretici yönlerini birlikte görebilmek zihinsel dengeyi korur. Kaygı yaratan düşüncelerle başa çıkmak için günün belirli bir saatini bilinçli olarak kaygılanmaya ayırmak ve bu süreyi sınırlamak da etkili bir yöntemdir.
Unutulmamalıdır ki yoğun kaygı ve panik hali, bağışıklık sisteminin en büyük düşmanlarından biridir. Ruh sağlığını korumak, bu süreçte bedeni korumak kadar değerlidir. Zorlukların içinden geçerken kendimize şefkatle yaklaşmak, bu dönemin en güçlü dayanak noktası olacaktır.















