Seroton Miktarının Migren ile İlgisi Nedir?

Serotonin ve Sinir Sistemi Üzerindeki Çok Yönlü Etkileri
Serotonin diğer adıyla 5-hidroksitriptamin 5-HT anksiyete düzeyi agresif davranışlar stres yanıtı kan basıncının düzenlenmesi bağırsak peristaltizmi kalp atım hızı ve pıhtılaşma sistemi üzerinde etkili olan temel bir nörotransmiterdir. Bu biyokimyasal madde yalnızca merkezi sinir sisteminde değil aynı zamanda periferik dokularda da sentezlenir. Nöronlar ve bağırsak hücreleri serotonin üretiminin ana merkezleri arasında yer alırken kan damarları ve kalp duvarları da bu sürece katkı sağlar.
Dolaşımdaki serotonin büyük ölçüde trombositler içinde bulunur ve bu hücrelere serotonin geri alım taşıyıcısı olarak bilinen SERT aracılığıyla alınır. Tam kandaki serotonin düzeyi genellikle 65 ile 250 ng ml aralığında seyrederken plazmada bu değer belirgin şekilde daha düşüktür. Serotonin 5-HT2A ve 5-HT3 reseptörleri üzerinden adrenal medulla ve sempatik ganglionların yanıtını artırarak stres sisteminin güçlenmesine neden olur.
Ekstraselüler alanda serotonin artışıyla birlikte SERT fonksiyonundaki bozulma serotonin döngüsünün hızlanması ve sinir hücreleri içindeki azalmanın birleşmesi anormal bir stres yanıtı ve anksiyete tablosu oluşturur. Bu süreç hipotalamik hipofizer eksen aracılığıyla adrenal medullanın aşırı uyarılmasıyla ilişkilidir ancak tirozin hidroksilaz ve AT2 reseptörlerinin ekspresyonunda belirgin bir değişiklik görülmez.
Afferent vagal nöron uçlarından salınan serotonin soliter yol çekirdeğindeki katekolaminerjik nöronların aktivitesini artırır. Bu etki glutamaterjik güçlenme yoluyla gerçekleşir ve besin alımı ile kardiyovasküler refleksler üzerinde belirleyici rol oynar. İnsan kalbinde bulunan 5-HT4 reseptörlerinin uyarılması atriyal aktivasyonu artırarak proaritmik ve pozitif inotropik etki oluşturur. Buna karşılık sempatik kardiyak sinir uçlarındaki 5-HT1B ve 5-HT1D reseptörlerinin uyarılması norepinefrin salınımını azaltır.
Serotonin aynı zamanda katekol O metiltransferaz enziminin bağlanma bölgesine rekabetçi şekilde bağlanarak metilasyon süreçlerini baskılar. Sistatiyonin beta sentaz ekspresyonunu artırması yoluyla hücreleri apoptozdan korur hidrojen sülfür düzeyini ve antioksidan kapasiteyi yükseltir. Bu biyokimyasal etkiler serotoninin yalnızca nörotransmisyon değil hücresel hayatta kalma üzerinde de önemli rol oynadığını göstermektedir.
Serotonin düzeylerindeki bozuklukların migren epilepsi Parkinson hastalığı multipl skleroz gibi nörolojik hastalıkların patogenezinde etkili olduğu düşünülmektedir. Ayrıca amyotrofik lateral skleroz dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu ve otizm spektrum bozukluğu ile de ilişkilendirilmektedir.
Serotoninin Metabolizması
Serotoninin biyosentezi amino asit triptofanın temel substrat olduğu iki aşamalı bir süreçtir. İlk aşamada triptofan hidroksilasyon yoluyla 5-hidroksitriptofana dönüştürülür. İkinci aşamada ise bu ara ürün dekarboksilasyonla serotonine çevrilir. Oluşan serotonin görevini tamamladıktan sonra çeşitli metabolik yollarla parçalanır ve vücuttan uzaklaştırılır.

Serotonin Metabolizması ve Migren İlişkisi
Serotonerjik sistemdeki düzensizlikler migrenin temel biyolojik özelliklerinden biri olarak kabul edilir. Migren dünya genelinde yetişkin nüfusun yaklaşık yüzde on birini etkileyen yaygın bir birincil baş ağrısı hastalığıdır ve kadınlarda erkeklere kıyasla belirgin şekilde daha sık görülür. Klinik olarak auralı ve aurasız olmak üzere iki ana forma ayrılır.
Migrenin kesin mekanizması net olarak açıklanamamış olsa da kortikal yayılan depresyon ve trigeminovasküler sistemin merkezi rol oynadığı nörovasküler bir hastalık olduğu kabul edilir. Trigeminovasküler sistem damar tonusunu ve ağrı sinyallerinin iletimini düzenler. Atak sırasında bu sistemin aktive olması P maddesi kalsitonin geni ilişkili peptit nörokinin A ve nitrik oksit gibi vazoaktif maddelerin salınımını tetikler. Bu maddeler damar genişlemesine yol açarak baş ağrısının ortaya çıkmasına katkıda bulunur.
Serotonin trigeminal sinir fonksiyonunu modüle edebilir ve ağrı algısını hem baskılayıcı hem de artırıcı yönde etkileyebilir. Migren sırasında trombositlerdeki serotonin düzeyinin ve metaboliti olan N asetilserotoninin azalması kortikal yayılan depresyonu ve trigeminovasküler sistemi aktive eder.
Migrenin uzun vadede düşük serotonin düzeyine eğilimli bir biyokimyasal yapıdan kaynaklandığı düşünülmektedir. Serotonin metabolizması migren sürecinde döngüsel bir özellik gösterir. Atak dışı dönemlerde serotonin ve metaboliti olan 5 hidroksiindolasetik asit düzeyleri görece yüksekken atak sırasında her iki değerde de düşüş saptanır. Plazmadaki bu değişimler beyin omurilik sıvısında da gözlenir ve merkezi sinir sistemindeki serotonerjik durumu yansıtır.
Merkezi serotonin sentezindeki bozuklukların nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte nörogörüntüleme ve elektrofizyolojik çalışmalar önemli ipuçları sunmuştur. Auralı migren hastalarında serotonerjik nörotransmisyonun azalması görsel uyarılmış potansiyellerin genliğinde artışa neden olur. Bu durum görsel aura ve ışığa duyarlılık artışıyla ilişkilendirilmektedir.
Araştırmalar serotonin metabolizmasındaki bozuklukların auralı migrende daha belirgin olabileceğini göstermektedir. Beyin sapında serotonin taşıyıcısının artmış olması sinaptik aralıktaki serotonin düzeyini düşürür ve sonuçta merkezi serotonin eksikliği ortaya çıkar. Bu durum mide bulantısı baş dönmesi fotofobi ve ağrı hassasiyeti gibi migrenle ilişkili semptomların gelişmesine zemin hazırlar.












